22 Eylül 2012 Cumartesi

Son Dakika



Hasan dizüstü bilgisayarını kucağına alıp yatağının üzerine oturdu. Arkadaşından duyduğu bir internet sitesini kontrol etmek istiyordu. Sırtını yatağın kenarındaki pencereye dayayıp internet sayfasının adres çubuğuna www.kacdakikankaldi.com yazdı. Kısa bir süre içinde karşısında siyah bir ekran belirdi. Ekranda kırmızı ve büyük puntolarla yazılmış tek bir soru vardı: Gerçekten bilmek istiyor musun? Sorunun hemen altında da “Evet” ve “Hayır” olmak üzere iki buton bulunuyordu. Hasan bir süre düşündükten sonra “Evet” butonunu tıkladı.
     Karşısına pek çok sorunun olduğu bir form sayfası çıktı. Formun üzerinde eğer gerçeği öğrenmek istiyorsa tüm soruları eksiksiz ve doğru olarak cevaplaması gerektiği yazıyordu. Hasan formu doldurmaya başladı.
     Adınız: Hasan Aslan
     Doğum Tarihiniz: 17 Temmuz 1990
     Mesleğiniz: Öğrenci
     Ailenizde kanser, şeker gibi kalıtımsal olabilecek hastalıkları taşıyan var mı?: Yok
     Ailenizde intihar eden var mı?: Yok
     Hiç intihar etmeyi düşündünüz mü?: Hayır
     Ailenizde psikolojik sorunlar yaşayan var mı?: Yok
     Sizin psikolojik sorunlarınız var mı?: Yok
     Stres altında mısınız?:
     Hasan bu soruya gelince 1 hafta sonra başlayacak finalleri düşündü. Son sınıftaydı ve tek bir dersten bile kalsa okulu uzayacaktı. Ya da en azından yaz okuluna gitmek zorunda kalacak ve bütün tatili ziyan olacaktı. Hasan hiç tereddüt etmeden soruya “Evet” cevabını verdi. Sorular devam ediyordu.
     Ailenizle sorunlar yaşıyor musunuz?: Hayır
     Paraşütle atlamak gibi macera sporlarından hoşlanır mısınız?: Hayır
     Sigara içiyor musunuz?: Evet
     Sık sık içki içer misiniz?: Hayır
     Uyuşturucu kullanıyor musunuz?: Hayır
Sık sık yolculuklara çıkar mısınız?:
     Hasan, İstanbul’da okuyordu. Ailesi ise Kütahya’da yaşıyordu. Sevgilisi de Kütahya’daydı. Hasan bu yüzden 2-3 haftada bir Kütahya’ya gidiyordu. Soruya “Evet” diye cevap verdi. Sorular sona ermişti. Hasan formun altındaki onay butonunu tıkladı.
     Karşısına kumarhanelerdeki kol makineleri gibi hızla dönen rakamlardan oluşan bir ekran çıktı. Sekiz haneli rakamın ilki sıfırda durdu. Kısa süre içinde ikincisi de sıfırda durdu. Onu üçüncü ve dördüncü izledi. Beşincisi de sıfırda durunca Hasan pencereye sırtını iyice dayadı. Bilgisayarı açmadan önce küçük bir hesap yapmıştı. Günde 1440 dakika vardı. Geriye ise sadece 3 hane kalmıştı. Bu durumda 1 gün içinde ölecekti. Tüyleri diken diken oldu. Bu sırada altıncı hane de sıfırda durdu. Yedincisi de sıfırda durduğu zaman Hasan iyice korkmaya başladı. Sekizincisi bir süre daha döndü ve ikide durdu.
     Hasan’ın yüzündeki korku ifadesi yerini önce rahatlamaya, sonra da gülümsemeye bıraktı. “Vay canına. Gerçekten korkunçmuş. Kendimi bu kadar kaptırdığıma inanamıyorum. Evin içinde, oturduğum yatağın üzerinde ne olabilir ki!” dedi. Bu sırada sırtını yasladığı pencereden dışarı baksa bu kadar kesin konuşmazdı.
     Hasan’ın bilgisayarındaki iki rakamı bir dönüş daha yapıp yerini bire bırakırken evinden 100 metre ötedeki benzin istasyonuna son model bir BMW 7.40 yanaşıyordu. BMW’nin direksiyonunda ise Kamil Çekik oturuyordu. Çocukluğunda herkes onunla “Çekik Kamil” diye alay ettiği için hiç arkadaşı olmamıştı. Bu yüzden daha o yıllarda ‘büyük adam’ olmayı kafasına koymuştu. Böylece kendisiyle dalga geçenlere “Siz benimle alay ediyordunuz. Ama hiçbiriniz bir bok olamazken Çekik Kamil para içinde yüzüyor” diyebilecekti. Daha küçük bir çocukken bile ‘büyük adam’ olmanın çalışmaktan geçtiğini biliyordu. Bu yüzden kendini derslerine vermişti. İlk ve ortaokul yıllarında yaşıtları top, lise yılarında ise kız peşinde koşarken o kendini derslerine adamıştı. Zaten dış görünüşü kızların ilgisini çekmekten çok uzaktı. Böylece hayal kırıklığı yaşamaktan da uzak durmuş oluyordu. Yıllarca çalışmış, üniversite dahil bütün okulları birincilikle bitirmişti. Üniversiteden sonra bir muhasebe bürosunda işe girmişti. Kısa süre içinde yükselmeyi ve sonunda kendi muhasebe bürosunu açmayı planlıyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Yıllarca yerinde sayan Kamil, üç kuruşluk maaşla geçinmeye çalışıyordu. Bu şekilde hayallerine ulaşamayacağını anlayınca müşterilerin hesabından küçük miktarda para tırtıklamaya başladı. Bu işte yıllardır çalışmanın verdiği deneyimle geride hiç iz bırakmıyordu. Bir süre sonra tırtıklamak Kamil’e yetmedi. Müşterilerinin hesaplarındaki parayı günlük repoya yatırıp gelen karı cebe atmaya başladı. Yatırdığı para çok yüksek olduğu için, kazancı da bir hayli iyiydi. Birkaç ay içinde Kamil, İstanbul gece hayatının tanınan simalarından olmuştu. Dağıttığı bahşişler sayesinde gittiği her yerde saygı görüyordu. Yıllarca parayı saplantı haline getirmişti. Şimdi de ona kavuşmuş ve artık tadını çıkarmaya başlamıştı. Fakat parayla birlikte gelen güç, görgüsüzlüğü de beraberinde getirmişti. Şimdi de sırf yanındaki 22 yaşındaki çıtıra hava atmak için gidecekleri yer neredeyse iki adımlık mesafede olmasına rağmen benzin istasyonundaki pompacı çocuğa “Depoyu doldur” demişti.
     Yanındaki 22 yaşındaki çıtır bir sarışın güzeliydi. Adı Asiye’ydi. Soyadını hiç söylememiş, Kamil de sorma gereği duymamıştı. Ne de olsa 1 hafta içinde yerini başkasına bırakacaktı. Yıllarca kızlarla ilgilenmemenin, ilgilendiğinde ise sürekli reddedilmenin acısını çıkarıyordu. İstanbul gecelerinde adı duyulmaya başladığından beri 2-3 haftada bir sevgili değiştiriyordu. Bu da paranın getirdiği bir başka güzellikti.
     Evet, Asiye sarışındı. Ve evet, genel kanı sarışınların aptal olduğuydu. Ama aptal bir sarışın bile iki adımlık mesafe için full depo benzine ihtiyaç olmadığını bilirdi. Kamil’in amacı gözünü kırpmadan para harcayabileceğini göstermekti.
     Kamil ağzında sigarası BMW’den inerken pompacı çocuğa aşağılayan gözlerle bakıyordu. Bu da yeni kazandığı bir huydu. Kendisinden az para kazanan herkes onun için aşağılık kişilerdi. Sırf hakaret etmek amacıyla ağzındaki sigarayı pompacı çocuğun ayağına doğru fırlattı. Sonra da yakıtın fiyatını ödemek için benzin istasyonunun mağaza bölümüne girdi.
     Pompacı çocuk Şakir, Kamil gibilerden nefret ediyordu. Şakir’e göre hepsi görgüsüz pezevengin tekiydi. Şakir, mağazanın içine bakar ve Kamil’e içinden bildiği bütün küfürleri ederken BMW’nin deposu doldu. Fakat Şakir durumu ancak taşan benzin pantolonuna doğru fışkırınca fark etti. Ama çok geç kalmıştı. Ayağının dibindeki halen sönmemiş sigaranın üzerine düşen benzin bir anda alev aldı. Alevler benzini takip ederek hızla BMW’nin deposuna ulaştı. BMW büyük bir gürültüyle havaya uçtu. Patlamanın etkisiyle benzin istasyonundaki bütün pompalar birer birer infilak etti.
     Ertesi gün gazeteler korkunç faciadan bahsederken 6 kişinin öldüğünü yazıyordu: İstanbul gecelerinin tanınmış ismi Kamil Çekik, sevgilisi Asiye (soyadını kimse bilmiyordu), 2 pompacı çocuk (Şakir, BMW patladığı anda küle dönmüştü), benzin istasyonunun mağazasında kasiyerlik yapan kız ve istasyonun muhasebe işlerine bakan Fikret Gündüz.
     Ama bütün gazeteler yanılıyordu. Patlamanın etkisiyle Hasan’ın odasındaki pencere tuzla buz olmuştu. Pencere içeriye doğru patlarken büyükçe bir cam parçası Hasan’ın ensesinden girmiş, bütün gırtlağını parçalayarak boynun yüzde 95’ini kesip yoluna devam etmiş ve ön taraftan çıkmıştı. Anında ölen Hasan’ın kafası küçük bir deri parçasının tuttuğu sol tarafına doğru yatmış, zamanla deri parçası kafanın ağırlığını taşıyamamış ve yırtılmıştı. Hasan’ın kafası yerde iki tur attıktan sonra boynunun üzerinde durmuştu. Yüzünde halen bilgisayar ekranına bakarkenki gülümseyen ifade vardı.
     Hasan’ın cesedini memleketinden dönen ev arkadaşı 2 gün sonra bulmuştu. Kafası yerde, vücudu ise halen yatağın üzerinde oturur vaziyetteydi. Elektriğe bağlı olduğu için hala açık olan kucağındaki bilgisayarın ekranında ise sadece 00000000 yazıyordu.